Ney üflemeli çalgı grubunda yer alan bir çalgı aletidir. Neyin ana malzemesi kamıştır. Kamış bitkisi sıcak ve nemli bölgelerde yetişir. Ülkemizde Akdeniz iklimine sahip tüm coğrafyalarda yetişir.

Neyin Tarihi

Ney, Türk musikisinin ve tekke musikisinin vazgeçilmez sazıdır. Neydeki yedi delik tasavvufta ‘yedi Esmâ’ olarak yorumlanır. Ney insan-ı kâmili temsil eder. İnsan-ı kâmil; bazı zorluk ve mertebelerden geçerek olgunlaşmış insandır. Sazlıktan kopartılarak vatan özlemiyle sürekli inleyen ney gibi insan da asıl vatanı olan ilahi âlemden uzak kalarak dünyaya düşmüştür. Bu sınav yerine, dünyaya düşen insanın inleyen sesi, adeta neyin sesidir.

Kelime Anlamı

Farsça’da “kamış” anlamına gelen nây kelimesi Türkçe’de uzun süre bu şekilde kullanıldıktan sonra zamanla neye dönüşmüştür. Ney üfleyene nâyî (neyzen), neyzenler topluluğunun başına da sernâyî (serneyzen) denir. Kamıştan yapılmış müzik aletlerinin en eski örneklerine Mezopotamya’daki kazılarda rastlanmıştır.

Ney enstrumanına ait elimizdeki en eski bulgu ise, MÖ 3000-2800 yıllarından kalan, bugün Amerika’da Philadelphia Üniversitesi Müzesi’nde sergilenen neydir.

Ney Çeşitleri

Bolahenk (RE )
Davut ( DO )
Şah ( Sİ )
Mansur (LA )
Kız Ney (SOL )
Yıldız (FA )
Süpürde (Mİ)
Müstahsen (DO#)

Ayrıca Mevlana Celâleddin-i Rûmi’nin, “Dinle ney’den…” ifadesiyle başlayan Mesnevi’sinin giriş kısmının ney’e ayrılması bilhassa Mevleviyye tarikatında ney’e farklı bir yer kazandırmış, bu sebeple ney bu tarikatta ‘nây-ı şerif’ diye anılmıştır.

Mesnevi ilk 18 beytinde ney’den bahseder, sonraki 6 cildinde de bunu açıklar. Burada ney sembolü altından bir dünya görüşü ve bir medeniyet anlatılır. Neyzen olmakla bu dünya görüşünü öğrenmeye de talip olmak da ilişkilendirilmektedir.

Neyin Tarihi

MESNEVİ’NİN İLK ONSEKİZ BEYTİ

Duy şikayet etmede her an bu ney,
Anlatır, hep ayrılıklardan bu ney.

Der ki feryadım kamışlıktan gelir.
Duysa her kim, gözlerinden kan gelir.

Ayrılıktan parçalanmış, bir yürek,
İsterim ben, derdimi dökmem gerek

Kim ki aslından ayırmış canını,
Öyle bekler, öyle vuslat anını.

Ağladım her yerde hep ah eyledim.
Gördüğüm her kul için ‘dostum’ dedim.

Herkesin zannında dost oldum ama,
Kimse talip olmadı esrarıma.

Hiç değil feryadıma sırrım uzak,
Nerede bir göz, nerede bir can kulak!

Aynadır ten can için, can ten için.
Lakin olmaz can gözü her kimsenin.

Ney sesi tekmil, hava oldu ateş,
Hem yok olsun kimde yoksa bu ateş.

Aşk ateş olmuş dökülmüştür neye,
Cezbesi aşkın karışmıştır meye.

Yerden ayrı dostu ney, dost kıldı hem.
Perdesinden perdemiz yırtıldı hem.

Kanlı yoldan ney sunar hep arzuhal,
Hem verir mecnunun aşkından misal.

Ney zehir, hem panzehir ah nerede var?
Böyle bir dost, böyle bir özlem var!

Sırrı bu aklın, bilinmez akıl ile,
Tek kulaktır müşteri, ancak dile.

Gam dolu günler, zaman hep aynı hal.
Gün tamam oldu yalan yanlış hayal!

Gün geçer, yok korkumuz her şey masal.
Ey temizlik örneği sen gitme kal.

Kanar her şey tek balık kanmaz sudan.
Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can.

Olgunun halinden anlar mı ham?
Söz uzar kesmek gerektir ve’s-Selam.

(Feyzi HALICI’ nın çevirisiyle)

Neyin Tarihi

Başka Bir Yönü

Ney enstrumanını, günümüzde Türk sazı olarak anıyoruz. Ayrıca Ney, tasavvuf müziğinin bir simgesidir. Müzik aletlerinin çoğunda çalmak tabiri kullanılırken, ney için üflemek tabiri kullanılır. Üflemenin mecazi bir anlamı vardır. Anlamını, Allah’ın insanı yaratırken ruhu üflemiş olmasından alır. Flüt çalarken “Tü”, yan flüt için “Fü” seslerinin ağızdan çıkması gibi ney üflenirken ağızdan “Hû” sesi çıkarılır. Hû, tasavvufta “O” demektir.

Neyin var oluşu ile ilgili bir menkıbe anlatılır. Feridüddin Attar’ın Mantıkü’l-Tayr adlı eserinden şöyle nakledilmektedir:

“Bir gün Hz. Muhammed, damadı Hz. Ali’ye bir sır açıklamış. Bir kuyunun başındaki Hz. Ali, başını kuyunun içine eğerek Hz. Muhammed’in esrarlı sözlerini tekrarlamış. Daha sonra, Allah, o kuyuda son derece uzun bir kamış yaratmış. Oradan geçmekte olan bir çoban da bu kamışın ucunu keserek kendine bir kaval (ney) yapmış. Bu çobanla günün birinde karşılaşan Hz. Muhammed, Hz. Ali’ye açıklamış olduğu sırların çobanın kamışından çıktığını duymuş. Hz. Ali, yaratılan mûcizeyi görünce de Peygamber’e olan sevgi ve bağlılığına şükretmiş. O zamandan beri müslümanlar kamışlara büyük îtibar gösterirler. Belki de neylerin, hâlâ Hz. Muhammed’in kutsal sözlerini tekrarladığı sanıyorlardır. Bunun içindir ki ney, öncelikle dinsel, mistik ve ahlâkî bir nitelik taşır. Celâleddin’in Mesnevî’si baştan sona bu konudadır. Dönerek ibâdet eden dervişler, tarikatlarını doğrudan ilgilendiren ve pirleri tarafından yazılmış bu kitabı kutlu sayarlar.”

Kategoriler: BlogGenel

0 yorum

Bir cevap yazın

Avatar placeholder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.